Thursday, June 9, 2011

sıkıntılı günler

On yedi yaşlarındaydım. Babamın çok samimi bir arkadaşı vardı. Biz İstanbul’da oturuyoruz. Onlar başka şehirde otururlardı ve İstanbul’a iş için sürekli gelirdi. Her gelişinde bizde kalırdı. Bazen ailesiyle birlikte gelirdi, günlerce bizde kalırlardı. Ailece çok samimi olmuştuk. En büyük kızlarını evlenecekti ve bizi düğünlerine davet ettiler. Bizde ailece düğüne gittik. Hem bizim için bir tatil olacaktı. Şehrin dışında büyükçe bir arazileri vardı, çiftlik gibi bir şeydi. Bizi çok güzel ağırladılar. Açık havada doğayla baş başa çok güzel zaman geçirdik. Düğün için hummalı bir çalışma vardı. Her sabah eş, dost, akraba eve doluşur, düğün için hazırlıklara devam ederlerdi. Bu yerlerde düğünlere çok daha fazla önem veriliyor. Düğün günü geldi çattı. Misafirler sabahın erken saatlerinden itibaren gelmeye başladılar. Davullar zurnalar çalınıyordu, masalara sürekli yiyecek içecek servisi yapılıyordu. Misafirler halay sekiyor, oynayıp eğleniyordu. Misafirlerin arasında genç bir çocuk vardı, sürekli bana bakıyordu. Benimde ilgimi çekmişti. Yakışıklı bir şeydi. Bizi tanıştırdılar. Kendisi bu ailenin uzaktan akrabasıymış. Yıllar önce ailesi İstanbul’a taşınmışlar ve o zamandan beri İstanbul’da yaşıyorlarmış. Orada geçirdiğimiz birkaç gün içerisinde arkadaşlığımız arttı. İstanbul’a döndükten sonra çıkmaya başladık. Bu genç şimdi benim eşim. On iki yıldır evliyiz. Liseden mezun olunca ikimizde üniversiteyi okuduk. Üniversitenin son yılında ilişkimizi resmi hale getirmek için ailelerimizi tanıştırdık. Aile arasında söz yüzüğümüz takıldı. Mezun olunca eşim askere gitti ve asker dönüşü sade bir nikâh töreniyle evlendik. Çok mutlu günlerimiz oldu. Her şeyimizi birlikte yaptık, her şeyimizi paylaştık. Rüya gibi yıllar geçirdik. Zaman içerisinde çocuklarımız oldu. Bir yandan çocukların ve evin sorumluluğu, bir yandan iş hayatının sorumluluğu derken kendimizle ilgilenemez olduk. Eşimle aramızda mesafe oluşmaya başladı. Küçük tartışmalar yaşamaya başladık. Pek önemsiz şeylerden çıkıyordu tartışmalar ama insanın sinirin bozuyordu. Zaman ilerledikçe bu tartışmalar büyümeye başladı, şiddeti arttı, daha sık yaşamaya başladık. Bu sorunlar bizim aramızı açtı. Evde bir soğukluk oluşmaya başladı. Aynı evde yaşayan iki yabancıydık sanki. Bu olaylar benim çok moralimi bozar olmuştu. Ciddi manada ruhsal sıkıntılar yaşadım. Eşim beni beğenmiyordu ve evde vakit geçirmek istemiyor gibiydi. Bunu çözmem gerektiğine karar verdim. İnternetten araştırdım ve psikolojik destek alabileceğim bir doktorun bilgilerine ulaştım. Doktordan randevu aldım. Görüşmeye gittiğimde biraz heyecanlı biraz korku dolu bir haldeydim. Doktor orta yaşın üzerinde ağır başlı bir adamdı. Her halinden görmüş geçirmiş, işine hâkim, kültürlü birisi olduğunu belli ediyordu. Her cumartesi doktora gidiyordum, geçmişimle ilgili her şeyi konuşuyorduk. Birkaç hafta sonra sorunun kaynakları belirmeye başlamıştı. Doktor bey belirlediğimiz her sorunu nasıl çözmem gerektiğini benimle konuşuyordu, bir yol belirliyorduk, bende o yolu uyguluyordum. Sonuçlarını ve eşimin tepkilerini doktora anlatıyordum. Buna göre yeni kararlar alıyorduk. İlk ortaya çıkan sebep kadınların genelde yaşadığı fakat farkına bile varmadığı bir sorundu. Kadınlar dış dünyaya çıkarken kendimize pek bir özen gösteririz. Eğer çalışan kadınsa, iş arkadaşlarına ve müşterilerine şık görünmek için sabahları dakikalarca makyaj yapar, erkenden kuaföre gidip fön çektirir, en güzel, en uyumlu elbiseyi bulabilmek için defalarca giyip çıkarır. İş yerine gittiğinde en tatlı, en neşeli tavrını takınır. Öylede yapmak zorundadır, iş dünyasının gereği budur. Eğer ev hanımıysa, aynı şekilde özel bakımını yapar ve sokağa o halde çıkar. Şimdi gelin sinerji yapalım. Bir an için kendimizi eşimizin yerine koyalım. Eşimizde gün içerisinde aynı şekilde bakımını yapmış ve en güzel tavrını takınmış iş arkadaşlarıyla ve müşterileriyle mesaisini geçirmiyor mu? Yani başka kadınlarda başkalarının kocalarına iyi görünmek için sabahları dakikalarını harcıyor. Ne garip bir sistem, öyle değil mi. Akşam olunca ne olur? Kadınlar yorgun argın eve gelir, en kötü elbisesini giyer ki bu genellikle eşofman tarzı bir şey olur, saçını kötü bir tokayla tutturup akşam yemeğinin hazırlığına başlar. Eşlerimiz akşam eve geldiğinde gördüğü kadın manzarasıyla, gün boyu gördüğü kadın manzarasını kıyaslamaz mı sizce? Kıyaslıyorlar, evde bakımsız, suratsız, sinili bir kadın ama dışarıda bir sürü bakımlı ve güler yüzlü kadın. İşte biz bu noktada kaybetmeye başlıyoruz. Doktorumla ilk önce bu sorunu çözme kararı aldık. Önce alışveriş merkezine gittim. Üzerime bir sürü kıyafet aldım. Ayakkabı ve çanta aldım. Daha sonra fantezi iç çamaşırları satan bir mağazaya gittim. Ben fantazi iç çamaşırları kullanmam. Kendime çeşit çeşit fantezi iç giyim satın aldım. Eve dönüp elimdekiler bıraktıktan sonra kuaföre gittim. Saç modelimi değiştirim yepyeni bir tarz yaptırdım. Biraz da bakım yaptırdım ve eve döndüm. Akşam yemeği için hazırlık yapmaya başladım. Çok güzel bir sofra hazırladım. Eşimin gelmesine az kalmıştı. Giyinip eşimi beklemeye başladı. Eşim her zamanki gibi yorgun ve asık suratlı olarak eve geldi. Beni görünce oldukça şaşırmıştı. Hayırdır dercesine garip bir mana vardı suratında. Ben ise onu güler yüzlü ve sevimli tavırlarım karşıladım. Bu değişikliğin sebebini anlamıştı, bu yüzden şüpheli yaklaştı. Kendini hemen koyuvermedi, biraz sert ve mesafeli davranmaya devam etti. Baktı ki ben tavırlarımda samimiyim, altından bir çapanoğlu çıkmayacak, kendiside yumuşamaya başladı. Güzel bir akşam yemeği oldu. Sohbet ettik, gülmeye başladık. Belki yıllar olmuştur bizim bir konuyu konuşup gülmediğimiz. Aramızdaki buzlar erimeye başlamıştı. Sevindirici bir gelişme olduğunu söyledi doktorum. Eşim ertesi gün işyerime gül gönderdi, akşamında bir takı almış olarak eve geldi. Bu jesti beni çok mutlu etmişti. Zamanla karşılık iyi tavırlar artarak devam etti. Tabii ben doktorumla irtibatı kesmedim. Diğer sebepleri de teker teker çözmeye başladık. Bazen eşimle beraber gidiyoruz, gelişmeler hakkında onunda fikir ve önerilerini alıyoruz. Aslında ben sürekli beraber gitmek istiyorum ama eşin bu tarz şeylere pek inanmaz. Bu sebeple pek katılmak istemiyor. Şimdilerde yine eski mutluluğumuzu yakaladık. Umarım hep böyle devam eder.

No comments:

Post a Comment