Tren istasyonuna ulaştıklarında akşam olmuştu. O günkü tren kaçmıştı. Bir sonraki tren iki gün sonra gelecekti. İstasyona yakın bir otele gidip yerleştiler. İki geceyi orada geçireceklerdi. Atın üzerindeki eyerleri ve eşyalarını toplayıp odaya çıktılar. Paralar eyerde olduğu için hiçbir yere çıkmaya cesaret edemiyorlardı. Yanlarında eyerleri taşımak çok dikkat çekerdi. Eyerleri otelde bırakmak da işlerine gelmiyordu. Açlıklarını yatıştırmak için keçi boynuzu pekmezi yediler. Keçiboynuzu pekmezi uzun süre tokluk hissi veriyordu. Keçi boynuzu pekmezinin faydaları gerçekten çok fazlaydı. Günlerdir yoldaydılar. Pislik içerisindeydiler, leş gibi kokuyorlardı. Otelde iki küvete sıcak su hazırlatıp banyo yaptılar. İki aydır yıkanmıyorlardı. Yıkanmak çok gelmişti. Saatler suyun içerisinde kalıp sohbet ettiler. Banyodan çıktıktan sonra yorgunlukları iyice belirginleşmişti. Gerçekten ihtiyaçları olan tek şey iyi bir uyku çekmekti. Yatağa girip derin uykuya daldılar. İki gün odaya çakılıp kaldılar. Zaruri ihtiyaçlar hariç dışarıya hiç çıkmadılar. Trenin geleceği gün sabah erkenden ayrılıp tren istasyonuna gittiler. Tren istasyona geldiğinde öğle sıcağı bastırmıştı. Birkaç saat istasyonda bekledikten sonra tekrar hareket edecekti. Trendeki odalarına geçmişlerdi. Her zamanki gibi odanın dolu olduğunu söyleyip gelen herkesi geri çeviriyorlardı. Atları yük vagonuna yerleştirip diğer tüm eşyaları ve tabii ki eyerleri yanlarına almışlar. Yolculukları bir terslik olmazsa beş gün sürecekti. Uzun bir yolculuk kendilerini bekliyorlardı. Yanlarında para olmasa çok zevk alacaklardı. Trende içki içebilecekleri ve kumar oynayabilecekleri vagonlar vardı. Bara gidip iyice sarhoş olana kadar kafayı çekebilirlerdi. Sarhoş olunca vakit daha çabuk çekiyordu. Her şey daha güzel gözüküyordu insanın gözüne. Uykuya dalınca hiç kalkmamaya saatlerce uyuyorlardı. Sarhoşluğun tek kötü tarafı ertesi gün yaşanan baş ağrısıydı. Ayrıca trende kumar da oynayabilirlerdi. Poker masasına oturunca sabaha kadar masanın başından kalkmazlardı. Vakit çok hızlı geçerdi. Ama başında karar almışlardı. İşi riske atmamak için eğlenmek yasaktı. Tüm dikkatlerini paralara veriyorlardı. Beş gün boyunca odada oturup pencereden dışarıyı seyrettiler. Birbirleriyle çok fazla konuşmuyorlardı. Uzun süredir bir arada yaşıyorlardı ve artık konuşacak bir şeyleri kalmamıştı. Aynı odada kalan iki yabancı gibiydiler. Zamanın bir an evvel geçmesini ve eve ulaşmayı bekliyorlardı. Yolculuk bitmek üzereydi. İstasyona yaklaşmışlardı. Eşyalarını toplayıp hazırlıklarını tamamladılar. Tren durduktan sonra atları vagondan indirdiler. Eyerleri ve eşyalarını atlara yükleyip evin yolunu tuttular. Önce Sam in evine gideceklerdi. Eyerleri orada gizli bir yere saklayıp, başka bir eyeri atına vurduktan sonra kendi evine dönecekti. İki aya yakın bir süredir ailelerini görmüyorlardı. Bir süre aileleriyle zaman geçirdikten sonra işe başlayacaklardı. John un evine geleli üç gün olmuştu. Üç gün boyunca ailesiyle vakit geçirmiş, bolca dinlenmişti. İki oğluyla nehre gidip balık tutmuştu. John balık tutmayı çok severdi. Balık tutarken kendini huzur içinde hissederdi. Balık tutmayı babası öğretmişti. Çocukken babasıyla beraber sabah gün doğmadan evden çıkar balığa giderlerdi, akşama kadar dönmezlerdi. Babası balık tutmayı çok iyi bilirdi. Olta nasıl tutulur, yem nasıl takılır, olta nasıl sallanır, hangi balık için ne tür yem kullanmak gerekir, tüm detayları öğretmişti babası John’a. John’da babasından öğrendiklerini çocuklarına öğretmişti. Bazen çocuklarıyla balık tutmaya giderleri, hem eğlenirler, hem de bir günlük yiyeceklerini çıkarırlardı. Bir aydan fazla süren yorucu yolculuk John’u hem yormuştu hem de sinirlerini yıpratmıştı. Bu yüzden balığa çıkmak çok iyi gelmişti. Artık çalışma zamanı gelmişti. Yanına yiyecek içecek aldı. Atını hazırladı ve Sam’ın evine doğru yolu çıktı. Sam sabah erken vakitte uyanmıştı. Sıkı bir kahvaltıdan sonra evinin arkasındaki dev ağacın altına oturmuş arkadaşının gelmesini bekliyordu. Arkadaşı ile bugün madenin yakınında ki evi ve araziyi satın almaya çalışacaklardı. John uzaktan görünmüştü zaten. Sam hemen yerinden kalktı, üzerini silkeledi. Eve doğru yürümeye başladı. John selam verdi, nasılsın Sam? İyidir nerede kaldın, geç kalacağız, hemen çıkalım mı? Hazırsan çıkalım dedi John. Sam de atına atladı ve madene doğru yol almaya başladılar. Badenin yakınında ki eve geldiklerinde evde kimse yoktu. Evin sahibi yine sarhoş muydu acaba, bir yerlerde sızmış olabilir miydi? Sağa sola bakındılar ama kimseyi göremediler. Çare yoktu, bekleyeceklerdi Allen’ı. Evin önüne oturup beklemeye başladılar. Bir saatten fazla bekledikten sonra Allen uzaktan göründü. Bir elinde kazma ve kürek, diğer elinde tüfek ıslık çalık şarkı söyleyerek geliyordu. Allen bugün normalden daha neşeli görünüyordu. Ayrıca içki içmemiş gibiydi, gayet ayık gözüküyordu. Bu Allen için pek normal bir şey değildi. Sam Allen a takılmak istercesine, hayırdır bugün çok neşelisin, içmemek sana yaramış dedi. Allen bıyık altından güldü, sizi buraya hangi rüzgâr attı beyler dedi, ayrıca John, bana değirmen yapacaktın, yarım bırakıp gittin, aylardın kayıpsın, bu nasıl iş böyle diye sordu. Bizde bunun için gelmiştik buraya dedi Sam, seninle konuşacaklarımız var. Sizi dinliyorum dedi Allen. Sam derin bir nefes aldı, söze nereden başlayacağını bilmiyordu. Allen bizi tanırsın, yıllardır, orada burada işçilik yapar dururuz. Hep parasız pulsuz yaşadık bugüne kadar. Çocuklarda büyüdü. Artık işçilik yapmak istemiyoruz, kendi işimizi kurmak istiyoruz. Bir parça bir yer alıp çiftçilik yapalım istiyordum ne zamandır ama hiç o kadar param olmadı. John’da benimle aynı fikirdeymiş. İkimizin bir köşede birikmiş birkaç kuruş parası vardı, bunları bir araya getirdik ama şehirden bir yer almaya yetmez. Eğer kabul edersen senin arazini satın almak istiyoruz. Ama başından söyleyelim, çok paramız yok dedi. Allen pür dikkat dinliyordu. Sam konuşmasını bitirince kısa bir sessizlik oldu. Allen bir süre düşündükten sonra sessizliği bozdu. Tamam, satarım size araziyi dedi. John ve Sam çok sevinmişlerdi, hiç bu kadar olacağını tahmin etmiyorlardı. Günlerdir bu kısmı nasıl geçeceklerini düşünüp duruyorlardı ama Allen hemen kabul etmişti, üstelik sarhoşta değildi. Ama bir şartla diye ekledi Allen. İkisinin de sevinci kursağında kaldı, şart da nereden çıkmıştı şimdi. Nedir şartın diye sordu John. Şartım şu, beni de altına ortak edeceksiniz dedi Allen. İkisinin de gözleri fal taşı gibi açılmıştı, altını nereden biliyordu, saklamak için o kadar özen göstermişlerdi. Bu sarhoş biliyorsa bütün şehir biliyordur diye düşündü Sam. Ne altını diye sordu John anlamamış gibi davranarak.
No comments:
Post a Comment