Otuz beş yaşındayım. Yolun yarısı sayılır, aslında istatistiklere bakarsan yolun yarısını geçmişiz bile. Evliyim, iki çocuğum var. Özel bir firmada yönetici olarak çalışıyorum. Üniversiteyi ilk bitirdiğimde burada çalışmaya başladım, böyle giderse buradan emekli oluruz. İşlerimiz çok yoğun, nefes alacak vaktimiz yok. Benim de sorumluluklarım çok fazla, bu yüzden çok çalışmak zorunda kalıyorum. Hem işin sorumlulukları, hem evin sorumlulukları, insanı canından bezdiriyor. Bazen kaçıp kurtulmak istiyorum. Küçük, sakin bir kasabaya taşınıp orada yaşamak istiyorum. Sessiz bir ortam, telefon yok, internet yok, arabaya bile gerek yok. Kimsenin seni tanımadığı bir yer olacak. Bahçene bir şeyler ekersin. Oh, var benden kralı. İnsanoğlu ne garip bir varlık. Köydekiler şehirde yaşamak için can atar, şehirdekiler köy hayatını ister. Hiç kimse de, aynen benim gibi memnun olmadığı durumu değiştirmek için kılını bile kıpırdatmaz. Bakmayın böyle söylediğime, hiçbir zaman bu koşulları bırakıp da bir kasabada yaşamaya cesaret edemem, ancak böyle boş konuşurum. Hayat şartları bizleri nasıl korkak yapmış. Halbuki hepimizin yiyeceği bir ekmek değil mi. Ama olmaz, eşekler gibi çalışmalıyız, bir tomar para kazanmalıyız. Bin bir zorlukla kazandığımız bu parayı da çocukların eğitimine, çocukların bakıcısına, üstümüze başımıza, saç bakımı, cilt bakımı, kuaför masrafları, apartman aidatları, otopark ücretleri, şuna para, harcayıp, çarçur edip bitiriyoruz. Hatta terse bile düşüyoruz. Kredi kartlarına hep borçluyuz, hiç alacaklı olduğumu hatırlamıyorum. Bu nasıl düzen anlayamadım bir türlü. Çocuklar duymasın dizisinde birisi var, ismin işimdi hatırlayamadım, ne diyor, kapitalizm insanları önce borçlandırır, sonra bu borcu ödemek için köle gibi çalıştırır. Ama bu borç hiç bitmez. Çünkü her zaman taksitle alınabilecek yeni bir şey vardır. Büyük fırsat sakın kaçırmayın, şöyle indirim, şöyle ödeme imkanı , üç ay sonra öde, beş ay sonra öde, sanki beş ay sonra başkası ödeyecek. Erkeksen hiç ödeme dede göreyim seni, ama o olmaz. De babam çalış borç ödeyeceksin. Biz çocukken Amerikan filmlerinde adam veya kadın eve gelir, mesela tatilden veya iş gezisinden dönmüştür, bir süredir evde yoktur, kapının arkasında onlarca zarf. Bana ne garip gelirdi. Tabii o zamanda internet yok , cep telefonu yok, kablolu televizyonlar yok, bir eve elektrik ve su faturası gelirdi, bir telefon faturası oda her evde olmazdı. Telefon olan evler imtiyazlı evlerdi. Şimdi bakıyorum bizde aynı olduk. Bir yığın fatura ödemekle bitmiyor. Neyse, vakit geç olmuş. Duş alıp yatacağım. Bu arada, yeni bir şampuan aldım, naturalive sarımsak şampuanı. Sarımsaklı şampuanlar faydalıdır diye duymuştum ama bu kadar iyi olduğunu hiç tahmin etmemiştim. zigavus şampuan dan ok memnunum.
No comments:
Post a Comment