Showing posts with label sarımsak şampuanı. Show all posts
Showing posts with label sarımsak şampuanı. Show all posts

Wednesday, June 8, 2011

evim evim güzel evim

Çiçekleri çok severim. Evimin her tarafı çiçek ekilmiş durumda. Bizim evimiz bahçeli tek katlı bir ev. Villa gibi bir şey hayal etmeyin. Bir çeşit köy evi diyebiliriz. Gecekondu gibi bir şey ama gecekondu değil. İmarlı arazi üzerine yaptırdık. O zamanlar yeni evliydik. Evimiz yoktu, kirada oturuyorduk. Bizim gibi dar gelirli insanlar ev sahibi olmayı hayal bile edemez. Bizde hiç öyle bir hayal kurmuyorduk zaten. Eşimin bir arkadaşının bir arazisi varmış. Arazi babasından kaldığı için miras malıymış, tüm kardeşler ortaklarmış. Bu araziyi satmak istiyorlarmış. Durumları iyi olduğu için de içlerinden birisinin almasını da istemiyorlarmış, miras malı öyledir, kardeşlerden birisi o günkü değerini ödeyip malı satın alsa bile ileride değer kazanırsa diğer kardeşler satın alan kardeşi suçlarlar, eğer değer kaybederse satın alan kardeş diğerlerini suçlar. İnsanoğlunun tuhaflıkları hiç bitmez. Aralarında sorun olmasın diye araziyi satıp parasını bölüşeceklermiş. Arkadaşı araziyi satın alması için eşime teklif etmiş. Bizde o kadar para ne arar. Gücümüz yetmez diye eşim kabul etmemiş. Arkadaşı ısrar etmiş, kaçırma, borç harç al burayı,  bende kardeşlerimle görüşür fiyatta bir şeyler yaparız demiş. Eşim akşam eve geldi, konuyu bana anlattı, hesaba oturduk. Elimizde ki tüm birikmiş paramızın üzerine altınlarımızı satıp koyarsak, eski bir arabamız vardı, onu da satarsak paranın bir büyük bölümünü elde ediyorduk. Geri kalanını borç bulmamız gerekiyordu. Eşim, akraba, arkadaş, dost, ne varsa herkesi dolaştı, durumu anlatıp borç istedi. Üç oradan, beş burada derken, damlaya damlaya göl olur misali, parayı bir araya getirdik. Aldığı borçlar küçük meblağlı borçlardı. Borcu vereni üzmeyecek kadar azdı. Bir kişiden en fazla aldığı miktar, lüks bir lokanta da iki üç ailenin hesabı kadardı. Böylelikle borcu kısa sürede geri ödeyemeyecek olsak bile borcu vereni sıkıntıya sokmayacaktık. Araziyi satan arkadaşı da fiyatta yardımcı olunca biz araziyi satın aldık. Şimdi sıra borçları ödemeye gelmişti. Oturup bir plan yaptık. Nerelerden kısabilirdik, nerelerden artırabilirdik, bunun hesabını yapmaya başladık. O zamanlar yeni evliyiz, çoluk çocuk yok. Her türlü ekstra harcamayı kısma kararı aldık. En ucuz yoldan karnımızı doyuracaktık, mecbur kalmadıkça başka bir şey almayacaktık. Bende ufak tefek işlere gitmeye başladım. Kadınlar arası işlerdi, ev temizliği, çocuk bakma, mutfak işlerine yardım etme gibi geçici günlük işler çıkıyordum. Allah da yardım etti, eşimin işleri iyiye gitmeye başladı, elimiz rahatlıyordu. Hey ay sonunda, artırdığımız parayı sayar, elimizde ki listeden bir veya iki kişiye ödemeyi yaparak borcumuzu kapatırdık. Böylelikle tüm borcu ödeyip arsanın sahibi olduk. Arsanın yeri çok güzeldi, üç tarafında evler vardı, önünden yol geçiyordu. İmarı falan her şeyi tamamdı. Sıra bu arsaya ev yapmaya gelmişti. Eşim öncelikle bir mühendis arkadaşı ile görüştü, neler yapılması gerektiğini ve maliyetlerini öğrendi. Bunları liste haline getirerek iş sırası listesi oluşturdu. Sonra elimizde para biriktikçe sırayla işleri halletmeye başladı. Önce gerekli izinleri aldı, projeyi çizdirdi. Sonra temeli kazdırdı, su basmağını çıktı. Sağa sola yine borç yapmıştık, bir süre ara verdik. Hem borçlarımızı kaptık hem de yeniden para biriktirdik. İlk katın duvarlarını yapacak kadar paramız oluşunca işe tekrar başladık. Duvarlar yapıldı, kapı pencere takıldı, elektrik, su halledildi. Evde oturabilecek bir oda, mutfak ve banyo oturmaya hazır hale getirildi. Diğer yerler inşaat haliyle kaldı. Paramız kalmadığı için ara vermek zorunda kalmıştık. Kış yaklaşıyordu, biz eve bu haliyle taşındık. O yıl çok rezillik çektik. Bina yeni olduğu için ısıtmak çok zor olmuştu, her yer briket üzerine duruyordu, sıva, boya, badana yoktu. Yerler inşaatın betonu halindeydi, parke, taş, fayans yoktu. Bahçemiz topraktı, yağmur yağınca her tarafımız çamur olurdu. Öyle bir rezillik çektik ki, anlatılmaz yaşanır. Ama kendi evimizde oturuyorduk. Kira derdimiz kalmamıştı, kiraya vereceğimiz parayı da biriktiriyorduk, elimizde para daha çabuk birikir olmuştu. Bundan sonra elimize para geçtikçe evi tamamlayıp oturulur hale getirdik. Şimdi halimiz vaktimiz iyi çok şükür. Bir apartman dairesi alacak gücümüz var ama bu evden vazgeçemiyoruz. O kadar emek çektik, anılarımız var, bırakıp gidemiyoruz. Evimin dört tarafında bahçe var. Bahçenin düzenlemesini ben yaptım. Arka tarafı sebze bahçesi yaptım. Domates, biber, patlıcan, salatalık, soğan, sarımsak, maydanoz, nane ekerim. Sebze ihtiyacımızı buradan karşılarız. Ayrıca bahçemizde elma, kiraz, şeftali, kayısı ağacı var. Mevsimi gelince bunlardan taze meyveleri koparıp yeriz. Ön tarafa kocaman bir kamelya yaptırdım. Yanında da asma diktirdim. Asma zamanla büyüdü ve kamelyanın üzerini tamamen kapladı. Yazın en sıcak günlerinde bile kamelyanın altına güneş gelmez ve çok serin olur. Konu komşu gelirler, oturup sohbet ederiz. En çok sevdiğim asmanın ekşi koruklarını yemektir. Yaz sonuna doğru koruklar üzüm olur, bizim asmanın üzümleri çok lezzetlidir. Evin her iki yanını çiçek bahçesi yaptım. Rengârenk güller ve güzel kokulu çiçeklerle dolu bahçemiz. Her gün saatlerce uğraşırım onlarla. Diplerini çapalarım, budarım, bakım yaparım. Uğraşmak çok büyük zevk verir bana, beni rahatlatır. Akşama doğru yemek hazırlığına başlarım. Sonra da bir duş alırım. Bende oldum olası saç dökülme problemi var. Ne zaman kötü bir şampuan kullansam, saç dökülmem artar. O yüzden kullandığım şampuan benim için çok önemlidir. Ben naturalive sarımsak şampuanı kullanıyorum. Saçlarıma çok iyi geliyor, dökülme yok denecek kadar azaldı. Duştan sonra bahçeye yemekler hazırlarım. Eşim ve çocuklar da eve dönmüş olurlar. Akşam yemeğimizi yeriz, ardından bahçenin mahsulü meyveler ve çay gelir sofraya. Eşimin şezlongu var, ona uzanır kestirir. Çocuklar bahçede oynar. Evimi çok seviyorum.
    

Thursday, May 26, 2011

hayalim


Otuz beş yaşındayım. Yolun yarısı sayılır, aslında istatistiklere bakarsan yolun yarısını geçmişiz bile. Evliyim, iki çocuğum var. Özel bir firmada yönetici olarak çalışıyorum. Üniversiteyi ilk bitirdiğimde burada çalışmaya başladım, böyle giderse buradan emekli oluruz. İşlerimiz çok yoğun, nefes alacak vaktimiz yok. Benim de sorumluluklarım çok fazla, bu yüzden çok çalışmak zorunda kalıyorum. Hem işin sorumlulukları, hem evin sorumlulukları, insanı canından bezdiriyor. Bazen kaçıp kurtulmak istiyorum. Küçük, sakin bir kasabaya taşınıp orada yaşamak istiyorum. Sessiz bir ortam, telefon yok, internet yok, arabaya bile gerek yok. Kimsenin seni tanımadığı bir yer olacak. Bahçene bir şeyler ekersin. Oh, var benden kralı. İnsanoğlu ne garip bir varlık. Köydekiler şehirde yaşamak için can atar, şehirdekiler köy hayatını ister. Hiç kimse de, aynen benim gibi memnun olmadığı durumu değiştirmek için kılını bile kıpırdatmaz. Bakmayın böyle söylediğime, hiçbir zaman bu koşulları bırakıp da bir kasabada yaşamaya cesaret edemem, ancak böyle boş konuşurum. Hayat şartları bizleri nasıl korkak yapmış. Halbuki hepimizin yiyeceği bir ekmek değil mi. Ama olmaz, eşekler gibi çalışmalıyız, bir tomar para kazanmalıyız. Bin bir zorlukla kazandığımız bu parayı da çocukların eğitimine, çocukların bakıcısına, üstümüze başımıza, saç bakımı, cilt bakımı, kuaför masrafları, apartman aidatları, otopark ücretleri, şuna para, harcayıp, çarçur edip bitiriyoruz. Hatta terse bile düşüyoruz. Kredi kartlarına hep borçluyuz, hiç alacaklı olduğumu hatırlamıyorum. Bu nasıl düzen anlayamadım bir türlü. Çocuklar duymasın dizisinde birisi var, ismin işimdi hatırlayamadım, ne diyor, kapitalizm insanları önce borçlandırır, sonra bu borcu ödemek için köle gibi çalıştırır. Ama bu borç hiç bitmez. Çünkü her zaman taksitle alınabilecek yeni bir şey vardır. Büyük fırsat sakın kaçırmayın, şöyle indirim, şöyle ödeme imkanı , üç ay sonra öde, beş ay sonra öde, sanki beş ay sonra başkası ödeyecek. Erkeksen hiç ödeme dede göreyim seni, ama o olmaz. De babam çalış borç ödeyeceksin. Biz çocukken Amerikan filmlerinde adam veya kadın eve gelir, mesela tatilden veya iş gezisinden dönmüştür, bir süredir evde yoktur, kapının arkasında onlarca zarf. Bana ne garip gelirdi. Tabii o zamanda internet yok , cep telefonu yok, kablolu televizyonlar yok, bir eve elektrik ve su faturası gelirdi, bir telefon faturası oda her evde olmazdı. Telefon olan evler imtiyazlı evlerdi. Şimdi bakıyorum bizde aynı olduk. Bir yığın fatura ödemekle bitmiyor. Neyse,  vakit geç olmuş. Duş alıp yatacağım. Bu arada, yeni bir şampuan aldım, naturalive sarımsak şampuanı. Sarımsaklı şampuanlar faydalıdır diye duymuştum ama bu kadar iyi olduğunu hiç tahmin etmemiştim. zigavus şampuan dan ok memnunum.

Friday, May 20, 2011

ZİGAVUS SARIMSAKLI ŞAMPUAN


ZİGAVUS SARIMSAKLI ŞAMPUAN          
İnşaat mühendisiyim. Hayatımız şantiyelerde geçiyor. Sürekli toz toprak içinde çalışıyoruz. Kışında çamura bata çıka günlerimiz geçiyor. Kullandığımız arabaların kirden boyası gözükmüyor. Ayakkabılarımız, pantolonlarımız sürekli toz veya çamur oluyor. Sürekli yıkamak zorunda kalıyoruz. Pantolonların kumaşları çabucak yıpranıyor. Renkleri atıyor. Ne kadar kaliteli deterjan kullanırsan kullan boşuna, çabucak yırtılıyorlar. Ofis de işlerimiz olduğu için kot pantolon da giyemiyoruz. Mecburen kumaş pantolon ve gömlek giyiyoruz. Biraz titiz bir insanım. Her gün elbise değiştirmekten canım çıkıyor. Daha doğrusu bunları yıkamak ve ütülemek hanıma düştüğü için omum canı çıkıyor. Tabii vücudumuz da kirleniyor. Her akşam banyo yapmak zorunda kalıyorum. Saçlarımın arasından kum taneleri çıkıyor bazen. Süreli yıkandığım için saç köklerim de zayıflıyor doğal olarak. Saçlarım seyrelmeye başladı. Kullandığımız şampuan önemli.  Zigavus sarımsaklı şampuan kullanmaya başladım. Sarımsaklı şampuanlar eskiden yoktu, son zamanlarda bayağı yeni marka çıktı piyasaya. Bitkisel olması çok güzel . Saç dökülmesine karşı oldukça etkili bir şampuan. Saç diplerini güçlendiriyor. Zigavus sarımsak şampuanı ailece kullanıyoruz ve gayet memnunuz. Kardeşime de önerdim. Kardeşimde zigavus şampuan kullanmaya başladı. Onlar da memnun.